Kadın Düşmanı Profesör: Zinanın Cezası Ölümdür!

Kadın Düşmanı Profesör: Zinanın Cezası Ölümdür!

Kadın düşmanlığıyla tanınan Prof. Dr. Mustafa Karataş Kanal 7’deki programda “Zina eden kişi bilmeli ki, benim öldürülmem gerekiyor” dedi. RTÜK’ten de diğer yetkili kurumlardan ses çıkmadı

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyeliğine ek olarak TV yorumculuğu da yapan Prof. Dr. Mustafa Karataş, Kanal 7’nin 21 Ekim’deki programında “Zina eden kişi bilmeli ki, benim öldürülmem gerekiyor. Ben burada öldürülmedim, kanunlar öyle değil. Usulüne göre bir şey buldum kendime göre, kanuna. İnsanları yanılttım kurtuldum cezadan dedi ya, öbür tarafta büyük bir ölüm cezasına benzer bir cezayla karşılaşacak” dedi.

Kadın düşmanlığını önceki programlarında da kusan bu isim ve temsil ettiği zihniyet açısından “zina”dan kastedilenin kadınların nikahsız ilişkileri olduğu, erkek açısından bir sorun görmedikleri dahası ona hak gördükleri biliniyor. Ayrıca kendileri açısından çizilen şer’i sınırlar dışında hareket eden tüm kadınların onlar nezdinde zina işledikleri ön kabulüye konuştukları da açık.

Muhalif ya da kendilerinin çizdiği sınırların dışına çıkan her yayına anında yasak getiren RTÜK ekrandan kadınları için alenen ölüm çağrısı yapan bu zat ve yayın yapan TV hakkında hiçbir işlem yapmadı tabii ki. Çünkü iktidarın “sivil toplumu” olan tarikatlar, cemaatler ya da Karataş gibi şahsiyetler zaten onun politikalarını güçlendirmek, toplumsal rıza sunmak gibi bir yaklaşımla ağızlarını açıyor ve iktidar üzerindeki güçlerini onun politikalarını belirleyecek bir basınç unsuru olarak kullanıyor. İkisi arasındaki bu çıkar ve ideolojik-siyasi-kültürel ortaklıkta temel hedef her zamanki gibi kadınlar olabiliyor.

Kadın cinayetlerinin kolektif bir tutumla adeta kışkırtıldığı bu ortamda Karataş gibiler bu tırmanışın durmaması ve kadınları aile kurumunun duvarlarına zincirlenmesi için elinden geleni yapıyor. Simbiyotik ilişki içinde oldukları iktidarla el ele vererek…

Bu kolektif kötülüğün sonucu sadece 2025’in ilk 9 ayında 290 kadının ölümü olarak sonuçlanıyor.

Sicili hayli kabarık olan Karataş’a hiçbir şekilde dokunulmaması hatta daha önce sarf ettiği kadın düşmanı sözlerine rağmen Diyanet İşçileri Başkanlığı Müşavirliğine atanması tırmanan kadın cinayetlerinin kolektif faillerinin anlaşılması için kafidir.

Ama sistemin temel yapı taşı olan toplumsal cinsiyet hiyerarşisi ve bunun üzerine bina edilen aile kurumuna sıkıca sarılıp kadınları o cendereler içine almak isteyen bu kolektif failler ne yaparsa yapsınlar macun tüpten çıktı bir kere! Kadınlar, onların hapsetmeye çalıştıkları kölece rollere karşı kontrol edilemez biçimde karşı duruyor ve yeni toplumsal ilişkiler yaratmaktan vazgeçmiyor, vazgeçmeyecek.