
Çocuk istismarı tek boyutlu değildir; fiziki ve cinsel istismar, ekonomik istismar ve duygusal istismar gibi birçok istismar biçimini içinde barındırır. Çocuğun yaşamsal haklarının ihmali de bunlara dahildir. Üstelik tüm bu istismar biçimleri iç içe geçmiş durumda
Eylül Gökçin
Lanzarote Sözleşmesi bir diğer adıyla Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 13 Ağustos 2010 tarihinde TBMM Başkanlığı’na geldi. Sözleşmenin onaylanması için “Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve Cinsel İstismara Karşı Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı” oluşturuldu. Bu doğrultuda Dışişleri, Adalet, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler komisyonları görev aldı ve bu komisyonlar bir rapor ile kabul edilmesine dair olumlu görüş sundu. Ardından 18 Temmuz 2011 tarihinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından Lanzarote Sözleşmesi’ne dahil olunmasına karar verildi. En nihayetinde “Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 10 Eylül 2011 tarihinde 28050 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Sözleşmenin kabul edilmesinin üzerinden tam 14 yıl geçti. Peki bu koca 14 yılın ardından ne oldu dersiniz? Çocukların cinsel suistimale ve cinsel istismara karşı korunması konusunda garantör olan yasama organının çatısı altında, adına MESEM dedikleri sömürü çarkına dahil ettikleri kız çocukları cinsel istismara uğradı. Daha vahimi ise, stajyer kız öğrencilere karşı gerçekleştirilen istismarın sistematik bir biçimde yıllarca devam ettiği, istismardan onlarca kız çocuğunun etkilendiği gerçeği. Bu gerçeklik karşısında ise yıllarca alışageldiğimiz retorik işletilmeye başlandı. Yasama organı sekreterliği tarafından bildik cümleler birbiri ardına sıralandı. “Soruşturma derinlemesine devam ediyor”, “Bir çalışan görevden uzaklaştırıldı”, “İlgili kişiler hakkında kamu görevinden çıkarma, iş akdinin sonlandırılması dahil olmak üzere gerekli işlemler uygulanacaktır.”
Tabir-i caizse “Karnımız tok bu lakırdılara!” 8 yaşındaki Narin’e ne olduğunu hala bilmiyoruz. Batman’da evinin önünde asılı bulunan 8 yaşındaki kız çocuğunun soruşturması cinsel istismar bulgularını gösteren adli tıp raporuna rağmen bir anda kapatılıyor. Sultanbeyli’de 15 kişinin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki kız çocuğunu tehdit eden sanığın avukatı, “ismini kamuoyuyla paylaşırım” diyebiliyor. Besni’de, Konya’da, Denizli’de, Antep’te, Sakarya’da, Bitlis’te, Karaman’daki Ensar Vakfı’nda, tarikatlarda, cemaatlerde, ailede, okulda, sokakta ve Meclis’te çocuklar tacize ve tecavüze uğruyor Burjuvazinin sözcüsü AKP iktidarı ise 14 yıldır sadece üç maymunu oynamakla yetinmiyor dosyalara gizlilik kararı getiriyor, gazetecileri tehdit ediyor ve en nihayetinde soruşturma dosyaları ya hızlıca kapatılıyor ya da failler eril yargının iyi hal indirimlerinden faydalanıyor.
Özellikle altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor: Çocuk istismarı tek boyutlu değil. Fiziki ve cinsel istismar, ekonomik istismar ve duygusal istismar gibi birçok istismar biçimini içinde barındırıyor. Çocuğun yaşamsal haklarının ihmali de bunlara dahil. Üstelik tüm bu istismar biçimleri iç içe geçmiş durumda.
Günler önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in öve öve bitiremediği MESEM’ler bu içi içe geçmişliğin en reel örneği. Ortaokul ve lise çağındaki çocuklar MESEM’lerde ekonomik, fiziksel, cinsel, duygusal sömürüye ve istismara uğruyor.
İstismarın önüne geçilmesinin yolu ise “Yasama çatısı altında nasıl böyle bir şey olur?” lakırdısından çok her türlü sömürüye karşı birlikte mücadeleden geçiyor.