
2025 yılını “Aile Yılı” ilan eden iktidarın, kaynaklarını LGBTİ+ karşıtı propaganda için seferber ettiği ve bunun kamu görevlileri arasında sistematik bir “baskı talimatı emri” olarak karşılık bulduğu görülüyor. Aile Bakanlığı’nın resmi web sitesinde yayınlanan “cinsiyetsiz bir toplum hayali kuranlara karşı ailemize sahip çıkacağız” ifadesi, bu nefret söyleminin bir “ton” farkı değil bundan sonra devletin uygulama kılavuzu olduğunu kanıtlıyor.
Çiçek Özgen
Larin Kayataş kendisini “Türkiye’nin ilk açık kimlikli trans kadın doktoru” olarak tanımlıyor. Biz ise onu devletin sürdürdüğü “cadı avı”nın yeni kurbanı olarak tanıyoruz. Kayataş, daha önce alınan “mahkeme kararına” rağmen ikinci kez Sağlık Bakanlığı tarafından kamudaki hekimlik görevinden atıldı. Nedeni ise trans kimliğiyle kamusal alanda var olmak istemesi… Bu ağır suç için meslekten atılmasını yetersiz gören bakanlık, bir de Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak mahkumiyet kararı aldırmaya çalışıyor.
2025 yılını “Aile Yılı” ilan eden iktidarın, kaynaklarını LGBTİ+ karşıtı propaganda için seferber ettiği ve bunun kamu görevlileri arasında sistematik bir “baskı talimatı emri” olarak karşılık bulduğu görülüyor. Aile Bakanlığı’nın resmi web sitesinde yayınlanan “cinsiyetsiz bir toplum hayali kuranlara karşı ailemize sahip çıkacağız” ifadesi, bu nefret söyleminin bir “ton” farkı değil bundan sonra devletin uygulama kılavuzu olduğunu kanıtlıyor. İktidar böylece kendine hedef alabileceği “ideolojik bir düşman” daha tanımlamış oluyor: Cinsiyetsiz toplum hayali kuranlar… Burada sadece translardan değil kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan herkesi kapsayan geniş bir düşman tanımından bahsediyoruz aslında. Devletin bu söylemleri, sağlık haklarının engellenmesi, polis şiddeti ve işkence, medya sansürü, barınma ve çalışma hakkının engellenmesi, derneklerin kapatılması, yargı paketlerine hapis cezası öngören maddelerin eklenmesi gibi uygulamalarla söylem düzeyinden çıkarılarak cezalandırma pratiğine dönüştürüldü. “Aile yılı” ilanıyla birlikte işin içinde bakanlıkların ve kamu kurumlarının da olduğu çok yönlü bir kuşatmaya gidildi.
Larin Kayataş örneği bugün bunun geldiği boyutu ortaya koyması açısından önemli. Çünkü geniş bir ifadeyle yapılan “düşman” tanımını Larin Kayataş üzerinden somutlaştırmış oldu: Hastanelerde muayene kuyrukları uzayıp gidedursun, Sağlık Bakanlığı mesaisini ve kamu kaynaklarını işte bu amaç için seferber etti. Kayataş için 924 sayfalık raporlar hazırlandı, mesai arkadaşlarıyla tek tek görüşüldü, kişisel verilerine erişmek için çaba harcandı, yetmedi, eteğinin boyuna kadar raporlara eklendi. Yine bu sebepten meslekten atılıp geri dönen Kayataş için ikinci kez meslekten men kararı verildi.
Bu denli büyük bir çaba aslında sadece bir kişinin cezalandırılmasıyla sınırlı değil. Diğer kamu çalışanlarına da açık bir mesaj veriliyor: “Kimliğinle var olmaya çalışırsan, sen de aynı akıbeti yaşarsın!” Liyakatin yerine ideolojik “ahlak” kurallarını koyan iktidar, bu yolla topluma çizdiği sınırları hatırlatıyor. Devletin “makbul vatandaşı” olmayı reddeden herkes, açıkça “sivil ölüm” ile tehdit ediliyor.
Larin Kayataş her şeye rağmen mücadele etmekte kararlı olduğunu, dayanışma kampanyası örgütleyeceğini söylüyor. Larin Kayataş’ın yanında olmak, devletin baskıcı, cinsiyetçi, ırkçı söylem ve politikalarına karşı koymakla özdeşleşiyor. Bu nedenle de devletin “sivil ölüm” cezasına karşı yaşam hakkını savunmakla özdeşleşiyor.