
Kömür şirketinin acele kamulaştırma kararlarıyla köyleri talan etmeye çalıştığı süreçte, heyete “davamız sürüyor, acele etmeyin” dedi diye bir kadın tutuklandı.
Akbelen’de “adalet” diye bağıran bir kadının sesi bu kez jandarma karakolunda, ardından da cezaevi duvarları arasında yankılandı. Esra Işık’ın tutuklanması bu coğrafyada “hukuk” denilen şeyin aslında kime, ne için işlediğini bir kez daha gösterdi. Kömür şirketinin acele kamulaştırma kararlarıyla köyleri talan etmeye çalıştığı süreçte, heyete “davamız sürüyor, acele etmeyin” dedi diye bir kadın tutuklandı. Gerekçe ise ibretlik: “Heyette başkaca keşifler olacağı için baskı yapabileceği kanaati.” Yani bir köylü, sözüyle, sesiyle, varlığıyla “baskı” sayılıyor. Peki şirketin kepçeleri, jandarma araçları, avukatlarına haber bile verilmeyen keşifler ne? Onlar da mı “adalet”?
Esra Işık’ın keşif anında söyledikleri, aslında bu topraklarda yaşayan her yurttaşın söylemesi gereken en doğal sözlerdi: “Biz sayıdan ibaret değiliz, bizim burada hayatlarımız var. Geç gelen adalete adalet denir mi?” İşte bu sözler birilerine o kadar dokundu ki, sabahın köründe gözaltı, ardından savcılık, sonra mahkeme ve nihayet “tutuklama”. Hukuk adına yapılan bu operasyon, direnci kırma telaşından başka bir şey değildir. Avukatları Arif Ali Cangı’nın dediği gibi “Yangından mal kaçırır gibi keşfe çıktılar.” Çünkü köylülerin kararlı mücadelesi sonucu Danıştay’da ve Anayasa Mahkemesi’nde bu hukuksuzluğun ipi çekilebilir. O yüzden acele ediyorlar. O yüzden sesleri tıkıyorlar.
Mahkemenin tutuklama kararında “adli kontrol yetersiz kalır” deniyor. Ne için yetersiz kalır? Bir kadının kendi davasının sürdüğünü hatırlatması için mi? Yıllardır direnen bir halkın binbir fedakârlıkla koruduğu zeytinliklerine, evlerine sahip çıkması için mi? Bu karar adaletin değil şirketin ve onun arkasındaki siyasi iradenin operasyonudur. Esra Işık’ı tutuklamakla asıl hedeflenen, Akbelen’deki direnişin belini kırmaktır. Ama unuttukları bir şey var. Bu direniş bir kişiden ibaret değildir. Bu direniş, her tutuklananla birlikte büyür. Her keyfi kararla daha da kenetlenir.
Esra Işık derhal serbest bırakılsın! Bu tutuklama kararı hukuksuzdur, gayri meşrudur, korkakçadır. Ancak hukuku kendi çıkarlarına alet edenler bir keşif heyetine “acele etmeyin” diyen köylüyü “baskı” zanneder.
Akbelen’de direniş sürüyor. Zeytin ağaçları kesilmeye, evler yıkılmaya, insanlar susturulmaya çalışılsa da bu toprakların sahibi belli. Yaşamı, doğayı, hakkı savunanlar biliyor ki bu mücadele bir tutuklama kararıyla bitmez. Esra Işık’ın tutuklu kalması bu mücadelenin son bulduğu anlamına gelmez. Tam tersine yeni bir direniş dalgasının başlangıcıdır. Bugün Esra’yı tutuklayanlar, yarın binlerce Esra ile karşılaşacaklarını bilmelidir.