
Kadınlara sistematik bir biçimde yaşatılanlar sadece bilinçli bir ihmaller zincirini ifade etmiyor. Cezasızlık politikaları ve toplumsal sessizliğin yarattığı bir toplam olarak karşımızda duruyor
Eylül Gökçin
29 Mart’ta gece geç saatlerde İzmir Çiğli’deki Bakırçay Kız KYK Yurdu Ek Blok’ta bir erkek, yurdun etrafında bahçe duvarı da dahil hiçbir güvenlik önlemi olmadığı için yangın merdivenlerine ulaşıyor. İktidarın cezasızlık politikalarının erkek cinsine sağladığı özgüvenle oldukça rahat bir biçimde merdivenlerden çıkıp kız öğrencilerin bulunduğu teras kata çıkıyor, koridorlarda dolaşıyor ve burada kız öğrencilere “Hiçbir yerde güvende değilsiniz!” dercesine mastürbasyon yapıyor.
Durumun vahameti bununla da sınırlı değil. Kadın öğrenciler duruma tepkilerini dile getirince “Şunun ismini alır mısınız?” deme aymazlığını gösteren ve öğrencileri fişlemeye çalışan bir zihniyet dikiliyor karşılarına.
Yaşananların tekil bir olay olmadığını dile getiren öğrencilerden birinin şu sözleri oldukça dikkat çekici: “Sekiz kişilik odalarda kalıyoruz, geçinmekte zorlanıyoruz. Bu da yetmiyor güvenliğimiz sağlanmıyor. Kadın öğrenciler kolayca suçlanıyor ve susturulmak isteniyor.”
Öğrencilere parasız eğitim, ücretsiz barınma imkanı ve güvenli bir eğitim hayatı sunmayan kapitalist ataerki özellikle kadın öğrencileri eğitim hayatından çekmek için sistematik bir biçimde yurtları “dağbaşı” denebilecek sınırlı ulaşımın olduğu ıssız alanlara taşıyor. Yurt çevrelerinde yeterli aydınlatma ve güvenliği dahi sağlamıyor. Kadın öğrencilerin şort giyip giymediklerini, etek boylarını kontrol eden yurt müdürleri erkeklerin yurtların içine kadar girerek koridorlarda dolaşmasını ve kadın öğrencileri taciz etmesini bilinçli bir biçimde engellemiyor. Üstelik “Bu böyle gitmez!” diyerek hakkını arayan kadın öğrencileri tehdit ediyor.
Kadınlar olarak bu zihniyeti yakından tanıyoruz. Her gün evde, işte, sokakta, okulda, yurtta, fabrikada bu zihniyetin başka bir sureti dikiliyor karşımıza. Bu kimi zaman baba, koca, oğul oluyor; kimi zaman patron, yurt müdürü, bir tarikat ya da cemaat “lideri”… Hepsinin ortak özelliği kadını aileye zincirleyerek sistemin istediği makbul sınırlara hapsetmek.
Kadın öğrencilerin itirazlarında da altını çizdikleri gibi yaşanan bu olay ve benzerleri elbette tekil vakalar değil. Kadınlara sistematik bir biçimde yaşatılanlar sadece bilinçli bir ihmaller zincirini ifade etmiyor. Cezasızlık politikaları ve toplumsal sessizliğin yarattığı bir toplam olarak karşımızda duruyor.